Reklam bütçesini artırmak neden her zaman daha fazla müşteri getirmez?
İçindekiler07 bölüm
Satışlar yavaşladığında ilk refleks çoğu zaman aynıdır: bütçeyi artıralım. Mantık basit görünür. Daha fazla para, daha fazla gösterim; daha fazla gösterim, daha fazla tıklama; daha fazla tıklama, daha fazla müşteri. Zincirin her halkası kâğıt üzerinde doğrudur. Sorun, zincirin gerçekte bu kadar düz çalışmamasıdır.
Bütçe bir hızlandırıcıdır. Hızlandırıcının ne işe yaradığı, aracın nereye gittiğine bağlıdır. Yanlış yöne giden bir sistemi hızlandırmak, oraya daha çabuk ve daha pahalıya varmanızı sağlar.
Bütçe bir kaldıraçtır, motor değil
Reklam hesabına eklenen her ek lira, mevcut yapının üzerine biner. Yapı sağlamsa kaldıraç etki eder. Yapı gevşekse aynı kaldıraç gevşekliği büyütür. Teklif net değilse, açılış sayfası ziyaretçiyi karşılamıyorsa ya da talepler satış tarafında karşılık bulmuyorsa, bütçeyi iki katına çıkarmak bu sorunları iki katı hızla görünür kılar. Çoğu zaman da bunu “performans düştü” diye okuruz.
Bu yüzden bütçe artışı bir strateji değil, bir sonuçtur. Önce neyin çalıştığını bilmek, sonra bunun ne kadar büyüyebileceğini sormak gerekir. Sıra tersine döndüğünde elimizde büyüme değil, pahalılaşmış bir belirsizlik kalır.
Aynı kitleyi daha sık görmek, yeni kitle bulmak değildir
Bütçe yükselince platform harcamayı yetiştirmek zorundadır. Hedefleme dar ise, harcama çoğu zaman aynı insanlara daha sık ulaşarak ya da daha az uygun gösterim alanlarına kayarak gerçekleşir. İlk liralar en yakın, en ilgili aramalara ve kitlelere gider. Sonrakiler giderek daha uzak, daha az niyetli kesimlere uzanır.
Bu, bütçenin işe yaramadığı anlamına gelmez; her kanalın ve her kitlenin bir doygunluk noktası olduğu anlamına gelir. Bu noktayı önceden bilmek mümkün değil. Ama şu soruyu sormak mümkün: bu ay aldığımız dönüşümler hangi aramalardan, hangi kitlelerden geliyor ve bunların ne kadarı daha fazla harcamayı kaldırabilir?
Kampanya ölçeklenirken öğrenme de yeniden başlar
Otomatik teklif sistemleri ve kitle sinyalleri, hesaba yapılan ani ve büyük değişikliklerden etkilenebilir. Bütçeyi bir gecede çok yukarı çekmek, sistemin o ana kadar oturttuğu dengeyi bozabilir ve sonuçların bir süre dalgalanmasına yol açabilir. Bunun ne kadar süreceği ya da ne kadar belirgin olacağı hesaba, kanala ve dönüşüm hacmine göre değişir; kesin bir süre söylemek doğru olmaz.
Pratik sonuç şu: büyük bir sıçrama yerine, kademeli adımlarla ilerlemek ve her adımdan sonra neyin değiştiğini okumak daha az risklidir. Bu yavaş görünür, ama yanlış bir kararın maliyetini küçültür.
Artırmadan önce bakılması gereken üç yer
Birincisi tıklamadan sonrasıdır. Ziyaretçi sayfaya geldiğinde reklamdaki vaadin devamını görüyor mu? İletişim yolu görünür mü? Mobilde sayfa rahat kullanılıyor mu? Bütçeyi artırmadan önce bu sorulara olumlu yanıt vermek, ek harcamanın boşa gitme ihtimalini azaltır.
İkincisi ölçümdür. Hangi eylemi dönüşüm sayıyoruz? Form gönderimi mi, telefon araması mı, gerçekten satışa dönen talep mi? Platform içindeki dönüşüm sayısı ile işletmenin hissettiği sonuç birbirinden farklı olabilir. Ölçüm gerçeği yansıtmıyorsa, bütçe kararı da eksik bilgiyle alınır.
Üçüncüsü talebin karşılandığı yerdir. Gelen çağrılar zamanında yanıtlanıyor mu? Form doldurana dönüş yapılıyor mu? Reklam bir yerde durup bekleyen talebi çoğaltabilir, ama o talebi müşteriye çevirmek reklamın işi değildir.
Düşük harcama ile yüksek harcama aynı soruyu sormaz
Küçük bütçeyle “bu mesaj ve bu kitle karşılık buluyor mu?” sorusunu sorarız. Büyük bütçeyle soru değişir: “bu karşılık ne kadar genişleyebilir ve hangi maliyetle?” İlk soruya verilen yanıt, ikinci sorunun cevabını garanti etmez. Küçük ölçekte iyi çalışan bir kampanya, ölçek büyüdüğünde farklı davranabilir.
Bu fark gözden kaçınca beklenti ile gerçek arasında boşluk oluşur. “Bütçeyi artırdık ama sonuç artmadı” cümlesinin arkasında çoğu zaman, iki farklı sorunun aynı sonuçla yanıtlanmaya çalışılması yatar.
Artırmak ne zaman mantıklıdır?
Bütçeyi büyütmek, ancak mevcut yapı kendi sınırına dayandığında anlamlıdır. Talepler yeterli niteliğe sahipse, satış tarafı ek hacmi karşılayabiliyorsa ve kampanya mevcut bütçeyi gösterim kısıtı yaşamadan harcayamıyorsa, artış ölçülebilir bir hipotez olur. Burada hipotez kelimesi önemli: artış bir inanç değil, izlenecek bir denemedir.
Aksi durumda alternatifler vardır. Mesajı keskinleştirmek, açılış sayfasını yeniden kurmak, dönüşüm tanımını düzeltmek ya da kampanya yapısını sadeleştirmek çoğu zaman aynı bütçeyle daha çok şey öğretir. Bunlar ek harcama gerektirmez; ama daha çok dikkat gerektirir.
Bütçe konuşmasını nasıl yapmalı?
Bütçe toplantısı “ne kadar artıralım?” sorusuyla başlamamalı. Daha iyi bir açılış şudur: “Mevcut bütçeyle neyi öğrendik ve hangisinin daha fazla yatırımı kaldıracağını düşünüyoruz?” Bu soru, rakamı tartışmadan önce temeli tartışır.
Bütçeyi artırma kararı alınırsa, bunun bir sınama olduğunu baştan söylemek ve neyi ölçeceğini yazıya dökmek gerekir. Beklenen sonucu garanti gibi sunmak ne ajansa ne işletmeye yarar. Dürüst çerçeve şudur: daha fazla bütçe, daha fazla fırsat yaratabilir; fırsatın müşteriye dönüşüp dönüşmeyeceği, reklamın dışındaki halkalara da bağlıdır.